16 Mayıs 2012 Çarşamba

                HAKKIN ADALET ve BATILIN SÖMÜRÜ DÜZENİ TAHAYYÜLÜ ÜZERİNE

       İnsanlık tarihi, ilk insan Hz.Adem(as)'ın yaratılmasından günümüze kadar gelen zaman diliminden müteşekkildir. Bu zaman dilimi de Adem(as)'ın oğlu Kabilin Habili katletmesi sonucu tezahür eden iki karşıt düşüncenin, fikri ve filli mücadelesini içermektedir. Bu tarihi süreçte tarafları temsil edenler ve dönemsel araçlar değişse de amaç hep aynı mücedelenin etrafında şekillenmiştir. 
      Tarihi süreçte Allah(cc), insanların onlara gönderdiği tek din olan İslamı tahrif etmeleri üzerine birçok peygamber göndermiştir. Bu peygamberlerden İbrahim(as) Nemrut'un insanlara yaptığı zulüm üzerine Nemruta ve diğer insanlara ancak bir uyarıcı olarak gönderilmiştir. Nemrut peygamber ateşe atıldığında Allahın dinini tebliğden ve zulme karşı durmaktan başka hiçbir nefsi duygu içerisinde olmamıştır. Yine Musa peygamber, Firavun kendini tanrılaştırıp ülkesinde büyük bir sömürü ve zulüm düzeni kurduğunda ona karşı durmuş Hakk'ı üstün tutmak adına zulme karşı çıkmıştır. Hz.İsa(as) Yahudilerin, Hz. Musa'nın hükümlerini değiştirip insanlar arasında fitne ve zulüm düzeni kurmaları üzerine yine insanlara bir uyarıcı olarak gönderilmiştir. İslam dininin tamamlayıcısı olarak gönderilen Hz.Muhammed(sav) de ondan önceki peygamberler gibi insanlar üzerine bir uyarıcı olarak gönderilmiştir. Onun da görevi insanlara Hakkı tebliğ etmek; onların ''emri bil maruf nehyi anil münker'' bir hayat üzere yaşamaları hususunda gerekli olan emir ve yasakları iletmektir. Bu süreç içerisinde Yüce Allah her kavme bir uyarıcı göndermiştir. Anlaşılacağı üzere insanlar Allahın gönderdiği emir ve yasaklar üzerinde değişiklik yapıp, insanlar arasında fitne çıkarmaktadır. Bu noktada Allahın dinini savunan Hakk savunucuları ile bu insanlar arasındaki mücadele kıyamete kadar sürüp gidecektir. 
       Günümüz modern kapitalist dünya düzeninin fikri arka planını incelediğimizde, büyük bir sömürü ve zulüm düzenini öngören fikirlerin hakimiyetini görmekteyiz. Özellikle Avrupa tarihini incelediğimizde, İyonyalılardan Fenikelilere, Yunanlılardan Romalılara kadar bu devletlerin diğer dünya devletleri üzerindeki tahakküm stratejilerinin farklı dönemlerde değişik araçlarla uygulandığını görmekteyiz. Modern ulus devletlerin oluşum sürecinde büyük bir kaynak ve pazar arayışına giren Batılı devletler dünyanın dört bir yanında koloniler kurmuşlardır. Bu koloniler aracılığıyla o devletlerin zenginliklerini karşılıksız kendi ülkelerine aktarmaya başlayan bu devletler, büyük bir zenginleşme sürecine girmişlerdir.Bu noktada sömürü düzenine fiili altyapılar hazırlayan öncü devletler, aynı zamanda fikri altyapılar da hazırlamak suretiyle sömürü amaçlarına zemin hazırlayacak araçlara da sahip olmaya çalışmışlardır. Özellikle diğer dünya ülkelerindeki insanları köleleştirme sürecinde bu fikri ve fiili altyapılar büyük rol oynamışlardır. Çoğunlukla materyalist fikirlerden beslenen ve vahyi reddeden Avrupa'nın, şahsi çıkarını maksimize eden insan tipolojisi, dünyevi iktidara giden yolda herşeyi mübah kılan ve her insanı birbirinin kurdu olarak niteleyen anlayışları bu sömürü sürecinde meşrulaştırma araçları olarak kullanılmıştır. Batılı fikir adamlarının ''homo economicus'' olarak adlandırdığı yeni insan tipinin daha önceki Batıl fikirlere öncülük eden insan tipinden içerik olarak büyük bir farkı yoktur. Kendi nefsi ve hevası için insanları bir köle gibi kullanan Firavun'un dünyası ile ''yeni dünya''daki altın yataklarını zorla ele geçirip zenginleşmek için yerli halkı köleleştiren İspanyol komutanların dünyası sadece araçsal farklılıklar içermektedir. 
      Hem geleneksel hem de modern batıl fikirlerden beslenen insan tipinin kar odaklı hayat tahayyülü ile kaynağını vahiy ve sünnetten alan İslam düşüncesine sahip insan tipi arasındaki farkı iyi kavramamız gerekmektedir. Kaynağını vahiy ve onun Peygamber tarafından yaşayarak uygulandığı sünnetten alan İslam düşüncesine sahip bir insanın dünyevi-şahsi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi düşünülümez. Böyle bir insan tipi için fayda kavramı İslamın belirlediği alanlarda sınırlıdır ve zulüm üzerine değildir. Daha fazla sermaye birikimini öngören Batıl anlayışına karşın İslami anlayışta kişi mülkün yegane sahibi değil emanetçisidir; onu Allahın halifesi olarak insanlığın faydalanması adına fıtratına uygun kullanabilme hakkına sahiptir. Bu noktada sınırsız özgürlükten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Çünkü kişinin karını azamileştirmek adına yapacağı araçsallaştırmalarının önünde engeller vardır. Misalen rasyonel insanın karını artırmak adına yapacağı köleleştirme, faiz veya sermaye birikimi İslamın kabul etmediği hususlardır. Diğer taraftan ticarette asimetrik bilgi anlayışına sahip kapitalist düşünceye karşılık İslamı düşüncede, pazarın sınırlarını belirleyen bilgi herkes tarafından eşit şekilde ulaşılması gereken bir husustur. Bunun yanında sadece Batıl fikirlerden beslenen düşüncenin neden olduğu sosyo-kültürel ve dini sömürüyü de iyi kavramamız gerekmektedir. 
      Özellikle Sanayi Devrimi sonrası hammaddenin,en ucuz köleliğin ve Doğu'nun zenginliklerinin arayışına çıkan Batılı insanın neden olduğu yıkım iyi tahlil edilmelidir. Gittiği bölgenin ekonomik, siyasal, sosyal ve dini yapısını tamamen vahşi çıkarları doğrultusunda bozan bu anlayışa karşı fiili çaresizlik içinde bulunan diğer toplumlar büyük bunalımlar geçirmişlerdir. Toprağı ve emeği sömürgeleştirilen insanın tek kurtuluş reçetesini yine kapitalist üretim ve tüketim tarzları içerisinde araması krizleri beraberinde getirmiştir. Özellikle İspanyolların bugünkü Amerika kıtası içerisindeki bölgelerdeki var olan üretim tarzlarını değiştirme hedefleri neticesinde üretim yapısı bozulmuş, büyük kıtlıklar başgöstermiştir. Diğer taraftan Avrupalının getirdiği, o bölgelerdeki insanların bağışıklığı olmayan hastalıklar neticesinde toplu ölümler meydana gelmiştir. Yine insanlar zorla Hıristiyanlaştırılmaya çalışılırken insanlara başka bir seçim imkanı tanınmamıştır. Buna karşılık İslamın Fetih politikasında zorla din kabulü söz konusu olmadığı gibi, insanlar dinlerini yaşamakta özgür bırakılmıştır. Bunun yanında fethedilen birçok bölgede var olan yerel idareciler de aynen görevlerine devam etmiştir. Buna karşılık İngiliz, İspanyol, Portekizli sömürgeciler birçok bölgede kendi milletlerinden yöneticileri göreve getirmişlerdir. Bu yöneticiler de bölge haklarına büyük zulümlerde bulunmuşlar ve neticesinde bu bölgelerde büyük direniş hareketleri başlamıştır. Diğer taraftan geleneksel tarım ve hayvancılık yöntemlerinde meydana getirdikleri tabi olmayan yöntem değişiklikleri nedeniyle toprakların verimini düşürmüşler ve kıtlığa sebep olmuşlardr. Oysaki İslami üretim tarzında topraktan verebildiğinin fazlasını istemek gayrimeşru bir harekettir. Yine hayvansal üretimde hayvanların genetiğiyle oynayarak onlardan fazla verim elde etme çabası da İslami açıdan büyük bir zulüm içermektedir. İslamın kıstaslarını eğer Allah insanların iradesine bırakmış olsaydı insanlık, çıkarlarını artırmak amacıyla yaratılmış herşeyi değiştirmeye kalkacak, Batıl fikirlerin sorgulanamaz hakimiyeti mevcut olacaktı. 
      İnsanları rekabet içerisinde; birbirini her an alt etmek üzere bekleyen kötücül düşüncelerle tahayyül eden Batıl düşüncelerinin aksine İslami düşüncede, insan insanın müslüman ise dinen, değilse Hz.Adem'den kardeşidir. Buna binaen Peygamberimizin şu sözü hatırlanmalıdır: ''Sizden biriniz, kendisi için arzu ettiği bir şeyi din kardeşi için arzu etmedikçe, gerçek mü’min olamaz. Aynı şekilde kendisine yapılmasını istemediği birşeyi başkasına yapmayı arzu ettikçe de gerçek manada mümin olamaz.'' 
       Bunun yanında İslami hukukta savaşın gerekçeleri açıkça belli edilmiştir. Savaşın meşru olduğu halleri ancak ve ancak Allahın hükümleri belli eder. Bu noktada şu ayet hatırlanmalıdır: ''Fitne ortadan kalkıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerler ise, bilin ki, düşmanlık ancak zâlimlere karşıdır.'' Yani nefsi bir savaş haklı gösterilemediği gibi, insanlar savaş yoluyla zorla dinden döndürelemezler. Haksız yere bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüştür. ''Bir insanı kurtaran da tüm insanlığı kurtarmıştır'' hadisi de İslamın aslında ölümü değil Hakkça yaşamı öngören anlayışını ortaya koymaktadır. Buna karşın günümüze kadar milyonlarca masum insanı katleden Batıl düşünce; İslamın kadın, çocuk ve yaşlı insanları koruyan anlayışının aksine masum insanları katletmeyi de meşru görmüştür. Bunu da değişik teorik altyapılarla sürdürmeyi amaçlamış, insanları hayvani düşüncelerle ele almaya çalışmıştır. 
    Diğer taraftan Batılı işgalcilerin gittikleri bölgelerdeki mimari, edebi ve sanatsal birikimi yok etme girişimlerine karşın İslam fetihlerinde fethedilen bölgenin yapısına dokunulmadığı gibi, İslam medeniyetini simgeleyen büyük eserler de inşa edilmiştir. Bunun yanında fethedilen bölgelerden sadece vergi alan Osmanlı gibi devletler gerektiğinde aldıkları vergilerden kat kat fazlasını şehirlerin medenileşmesi yolunda harcamışlardır. Böyle bir medeniyet telakkisine sahip olan İslam düşüncesinin toplumlar üzerinde bıraktığı etkiyi görmezden gelmek, insanlık tarihine yapılacak en büyük haksızlıklardandır. İnsanlara hizmeti Hakka yapılan hizmet olarak ele alan İslam düşüncesiyle, insanları emeğinin karşılığını ödemeden sömüren Batıl zihniyetin medeniyet algıları büyük farklılıklar barındıracaktır. İnsanları tek tipleştirerek; onları vahşi tüketim çılgınlığına sürükleyen Küresel-Kapitalist düşüncenin meydana getirdiği kötülükler artık insanlığın bu düzeni sorgulamasını da beraberinde getirmiştir. Bu noktada insanlığın yeni düşünceler arayışında olduğu bu süreçte fıtratına uygun Hakk düşüncesine dönmesi çok uzun zaman almayacaktır. Çünkü varlığı ve birliği kesin olan yaratıcının bu noktada vaadi vardır ve bu vaat yerine gelecektir. Bir müslümanın yegane gayesi insanları tekfir etmeden onların adil olan düzenden kaçmalarını engellemek, onlara iyiyi ve adaleti anlatmaktır. Milyonlarca insanın temiz su bulamadığı, milyarının açlık sınırında yaşadığı, buna karşılık tüm insanlığı besleyecek üretimin yapıldığı bir dünya düzeninde tün insanlığın refahını düşünmek ve bu noktada hareket etmek herkesin üzerine düşen bir vazifedir. 
      Kenar-ı Dicle'de bir kurt kapsa kuzuyu gelir ilah-i adalet Ömer'den sorar diyen bir neslin mirası açıkça ortadadır ve kıyamete kadar da bozulmayacaktır. İnsanlığa düşen bu Hakk anlayışını dönemin şartlarını da göz önünde bulundurarak devam ettirmektir.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

“Kendilerini temize çıkaranlara ne dersin! 
  Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimse kıl payı kadar haksızlık görmez.” (Nisa Suresi-      49.Ayet-i Kerime)

29 Nisan 2012 Pazar

Akıl ermez şu feleğin işine
Akıl ermez şu feleğin işine
Kimi zevk-i sefa ziynet bulamaz
Kimisi düşmüştür mal telaşına
Kiminin malı çok rahat bulamaz
Kimisi okumuş kimisi yazmış
Kimi marifetli cevaplar düzmüş
Kimisi şekerli taamdan bezmiş
Kimisi bir parça nimet bulamaz
Kimisi dokumuş kimisi satmış
Kimisi anlamış zihnine yatmış
Kiminin yılkısı dağları tutmuş
Kimisi binmeye bir at bulamaz
Sümmani yanmıştır firkate nâra
Sevda onu koymaz çıksın kenara
Ona derler niçin gitmezsin yâre
Hiç demezler Hak'tan ruhsat bulamaz..

                                  Aşık Sümmani 

20 Nisan 2012 Cuma

Ey insanlar! 
Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık.
Birbirinizi tanıyıp sâhib çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık.
Şunu unutmayın ki ALLÂH'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır. Muhakkak ki ALLÂH herşeyi bilir, her şeyden hakkıyla haberdârdır.. 
                                                                                   (49/ EL-HUCURÂT -13-)

3 Şubat 2012 Cuma


 

Evet Peygamber Efendimiz Ümmi idi: çünki 2500 den fazla '' İlim '' öğrenmişti Cebrail(as) aracılığıyla Yüce Allahtan, çünki kızlarını diri diri toprağa gömen, çırılçıplak Tavaf yapan bir topluluğa yolda yürürken karıncalara basmamasını bile öğretendi. '' Bir baba hediye aldığında ilk olarak kızına versin'' diyendi, çünki O komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir diyendi, O yolda yürüme adabını öğretendi, konuşma adabını öğretendi, biriyle konuşurken yüzümüzü konuştuğumuz kişiye dönmemiz gerektiğini bize öğretendi, evet ümmiydi '' İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz diyendi, çünki O haksız yere bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir diyendi, çünki O ayakları şişene kadar ibadet edendi. Onu anlatmanın en güzel yolu Onu anlamak ve onun gibi yaşamaya çalışmaktır. Sonsuz salat ve selam Onun üzerine olsun..Diyor ya Fuzuli ''Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su''..Yüce Allah bizlere su gibi nesillerin varlığını göstersin..Rabbim bizleri emredildiği gibi dosdoğru olanlardan eğlesin..

2 Şubat 2012 Perşembe

Sahra Çölüne kar yağmış bu kıyamet alametiymişmiş...Buna binaen artık Buzul Çağına girecekmişmişiz...Arkadaş artık insanlığı kandıracak o kadar çok malzeme buluyorlar ki bir de bunlara insanlık kalpten inanmaz mı.:DD Be yarım akıllı insanlık daha geçen seneye kadar Küresel Isınma meydana geliyor ve gittikçe daha da artan sıcaklıklar oluşacak diye bas bas bağırmadı mı bu kütüğü Avrupa ve Amerikadan olan bilim adamları.:D Bu aşırı ısınma çağı ne kadar da uzun sürdü beyaa ( ne kadar uyudum ben ya bana ne yaptınız.::DDD ) Halbuki onbinlerce yıl sürecekti.:DDDDD Arkadaş bu insanlık gerizekalı mı, baktılar ki bu sene aşırı soğuklar meydana geliyor yalancı olmamak için şimdi de bunu yedirmeye çalışacaklar..hadi afiyet olsun herkese..Bu arada dikkat bu buzul çağı o kadar uzun sürecekmiş ki üüüüüf 5-6 ay sürer diyor bu filim adamları.:DDDDDD

22 Ocak 2012 Pazar

         MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor
MonaSaat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller 
                           
                       SEZAİ KARAKOÇ